5 Maddede ‘Recep İvedik 2’
1) Birincisi vizyona girdiğinde ilk başta herkesin yerden yere vurduğu ancak elde ettiği gerçek gişe rekoruyla da herkesi şaşırtan “Recep İvedik”in devam filmi vizyonda. İlkinin başarısından sonra devamının hatta devamlarının çekilmesi hiç de sürpriz olmayan filmin yönetmeni yine ilk filmdeki gibi Togan Gökbakar, başrolünde ise elbette Şahan Gökbakar var. Yönetmenin kendi çektiği 3. uzun metrajlı filminde, zamanında çekmiş olduğu kısa filmlerdeki sinemasal tat yerine ticari tatlar başrolde. Bu da “sanat filmi yapıp parasız olmaktansa, popüler bir film yapar köşeyi dönerim” mantığının en iyi örneklerinden biri olmuş aslında.
2) İlk filmden tamamen bağımsız olan film, yine “halk kahramanı” Recep İvedik ekseninde dönüyor. Ninesinin Recep’ten kendisi ölmeden yapmasını istediği şeyler vardır ve Recep de ninesinin sözünü tutarak bunları yapmaya koyulur. Sosyal ortamlara, iş dünyasına girme ve adapte olma(!) çabaları üzerine döndüğünü söyleyebiliriz filmin. Pizza dağıtıcılığı, eczacılık ve hostluk gibi denemelerde başarısız olan Recep, kuzeni Hakan’ın reklam şirketine gider ve bir anda “patron yarısı” haline gelir. Kısa kısa ve birbirinden bağımsız da izlenebilecek bir sürü bölümün birbirine bağlanması da sayılabilir filmin geneli.
3) Şahan Gökbakar televizyon şovlarıyla ve yaptığı tiplemelerle dikkat çeken bir isim. Ancak asıl parlaması “Recep İvedik” sayesinde gerçekleşti. Burada harika bir oyunculuktan, daha doğrusu sinemasal anlamda bir oyunculuktan söz edilebilir mi bilmiyorum ancak tiplemeyi bu kadar iyi oturtamasaydı, dikkat çekmeyi de başaramazdı. Bu anlamda yaptığı iş herkesin harcı değil. Yapılan kötü makyaj ve sakal çalışmasına rağmen bu kadar ilgi gördü. Ayrıca devam filminde ona eşlik eden oyuncuların da bir skeçte oynuyor havasında görülmeleri bir sürpriz değil. Zira bu film uzun bir parodi zinciri aslında.
4) İlk filmdeki “iğrençlik” derecesi bu filmde biraz daha törpülenmiş ya da biz artık Recep’e fazlasıyla alıştığımızdan yadırgamıyoruz. Artı, daha “elit” tabir edilen bir kesimi yakalama çabası da var filmde. Zira ilk filmdeki 4 milyonu aşkın seyircinin bir kısmını da –kabul etmeseler de- bu kesim oluşturuyor. Asıl hitap ettiği kesimi çok da ilgilendirmeyen bazı isimler Recep’in sözlerinde geçiyor mesela (Gandalf, Clementine, Quazimodo, Marilyn Manson vs.) Filmin sponsorlarında da benzer durum geçerli. Starbucks ve Sushico gibi markalar da önyargılardan kurtularak ve markalarına zarar değil yarar geleceğini düşünerek bu büyük reklam fırsatını kaçırmamış ve filme dahil olmuşlar. Bu arada filmin Uzakdoğu restoranı bölümü biraz mide bulandırıcı olurken, yoga sahnelerinde gülme krizine girme ihtimaliniz büyük.
5) İlkinin yaygarasının ardından belli ki bu film de yine uzun süre gündemi meşgul edecek ve iyi bir gişe hâsılatına ulaşacak. Birileri “asla öyle filmlere gitmem, iğrenç” diyecek ve gizli gizli seyredecek, filmi beğendiğini söyleyenlere burun kıvıracak. Ancak film, iddiasının arkasında duruyor: Güldürmek ve iyi zaman geçirtmek. Kimse bir sinema şaheseri izlemek için salonları doldurmuyor. İki saat gülüp, bütün ön yargılarınızı bir kenara atarsanız eğlenmemeniz çok zor aslında. Kendinizi şartladıysanız da, bir yerden sonra muhakkak gülerken yakalayacaksınız kendinizi. Madem öyle, izlemeye karar verdiyseniz ya da bir şekilde yolunuz düştüyse, koltuğunuza rahatça oturup filme bırakın kendinizi. Bakalım kültür seviyeniz mi düşecek, keyif oranınız mı artacak?
14
2009
Recep ivedik 2 Full izle
Recep ivedik 2 izle full
şimdilik fragmanı izleyin yakında full olarak eklenecektir takipte kalın
13
2009
Recep İvedik 2 Vizyona Girdi recepivedik2 izle
Recep’in tek akrabası, kendisi gibi kıllı ve oldukça yaşlı babaannesidir. Babaanne, Recep’in yaşadığı serkeş, aylak hayatı bırakıp adam olmasını ister. Recep İvedik 2, babaannesinin istekleri doğrultusunda Recep’in adam olma gayretlerini anlatıyor. Şahan Gökbakar’ın babaannesi rolündeki Gülsen Özbakan da şimdiden izleyici tarafından gönüllerde taht kuracağa benziyor.
13
2009
Recep İvedik 2 İncelemesi recepivedik2
Geçen yıl bu aralar vizyona giren ‘Recep İvedik’, sadece bir film olarak ele alınmanın ötesine geçmiş, aynı zamanda bir turnusol kâğıdı görevi de üstlenmişti. Özellikle ‘beyaz’ ve ‘beyazımsı Türkler’in refleksleri kabarmış ve toplumsal hayatın birçok alanındaki günah, hata ya da eksikliğin nedeni, neredeyse bu filmden sorulur olmuştu. Yani bütün meselelerin kaynağı sanki bu filmin temsil ettiği kişi ve kişiliklerdi. Oysa ‘Beyaz giymek dikkat ister’, işin kolayına kaçmak da meseleyi çözmez. Naçizane benim böyle davranma lüksüm yok, eleştirmenim ve bir hakem misali, gördüğümü çalmak durumundayım. Üstelik bu türden bir elitist yaklaşımın sorunları çözmediği, aksine yüzleşme cesaretini toptan yok ettiği kanısındayım.
Sonuç? Bir televizyon tiplemesinin sinemadaki yansıması olarak karşımıza gelen ‘Recep İvedik’, öyle çok da korkulacak türden bir toplumsal virüs değildi elbet. Evet, ortada sinema sanatı açısından öyle aman aman bir şey yoktu ama bugün dünya standartlarında bir komedi filmi ne veriyorsa, Togan Gökbakar’ın yönettiği ama daha çok Şahan Gökbakar’ın ‘eline bakan’, ‘Recep İvedik’ de benzer düzeyde bir hizmet sunuyordu.
İlk filme ilişkin eleştirimde de altını çizmiştim, Şahan Gökbakar benim kuşağımın sanatçısı değil ama içinde kayda değer bir cevher barındırdığı bir gerçek. Bunu anlamak için sadece ‘Recep İvedik’ tiplemesinin peşine takılmamak lazım, tele-vizyondaki çalışmalarında yarattığı birçok karakterde, yeteneklerini ve gözlem gücünü yeterince ortaya koyuyordu Gökbakar.
Fakat onun da bir problemi var; bu toprakların mı diyeyim, yoksa insanoğlunun doğası mı bilmiyorum ama ilk filmin gişedeki başarısının ‘gazıyla’ olsa gerek, (bu kadar unutkan bir toplum, ola ki Recep İvedik’i de çok çabuk unutur gayesiyle de sanırım), hemencecik bir ‘ikinci’ filme soyunmuş. Dolayısıyla, 22 Şubat 2008’de vizyona giren ‘Recep İvedik’ten neredeyse bir yıl sonra, 13 Şubat 2009’da devam filmini izliyoruz.
‘Babaannem ne derse o’
İlk filmde, bir yol hikâyesi şeklinde başlayan serüven, giderek bir aşk hikâyesine bürünüyor, Recep İvedik, tüm ‘zontalığına’, tüm kaba sabalığına rağmen çocukluk arkadaşı Sibel’in gönlünü yeniden kazanmanın yollarını arıyordu. İkinci ‘Recep İvedik vakası’ ise, ‘Birincisini tamamen unutun’ diyerek yola koyuluyor. Film, son derece başarılı bir ‘çıkan kısmın özeti’ anlamına da gelen bir giriş sekansıyla açılıyor. Burada, Recep kardeşimiz evinden dışarıya çıkıp babaannesine doğru yollanırken, ‘Belki ilk filmi izlemeyenler vardır’ mantığıyla bir ‘karakter tanıtımı’na soyunuluyor. Recep, yukarıdan sarkıtılan sepete tokatını akşederken, merdivendeki adamın pantolonunu aşağı çekerken, sokaktan geçen küçük kıza bakış atarken, zorla çiçek alırken, ‘korsan’dan oyun CD’lerini yürütürken, ihtiyar bir adamı zorla tutup karşı kaldırıma geçirirken, çocukların top oyununa karışırken ve yoldan geçen sürüdeki koyunların kıçını okşarken nasıl biri olduğunu da eleveriyor. Evet, o ne bir eksik ne bir fazla, tam bir magandadır. Babaannesine gittiğinde ise, onu bu filmin meselesiyle buluşurken görüyoruz. Yaşlı kadın, torunundan artık ‘adam olmasını’ istiyor. Bunun için de bir kâğıda yapması gereken üç şeyi not ettiriyor: İş ve eş bulacaksın, artı saygınlık kazanacaksın… Ardından da biz Recep’i, bu üç şartı yerine getirme mücadelesi içinde izliyoruz.
‘Recep İvedik 2’, ilk filmde bir baltaya sap olamayan karakterin, toplumla daha yakın ilişkiler içine girmesi ve iş hayatında, kendine bir yol çizmesi üzerine bir öyküye sahip. Film, bize bir anlamda, depremle yaşamasını öğrenmek gibi, ‘Recep İvedik’le yaşamayı da öğrenmeniz gerekiyor, diyor. Lakin bu denklemin öteki yarısının bu işte gönlü var mı, işte biraz da bu sorunun cevabını arıyoruz ‘Recep İvedik 2’de.
Film, yukarıda da belirttiğim gibi ‘en sinemasal’ yanını, tek plan çekilmiş karakter tanımında sunuyor. Ardından, Recep’in iş arama kısmınına takılıyoruz. Ne yazık ki yaklaşık 45 dakika boyunca süren bu bölümde, dişe dokunur hiçbir espri yok. Ne kasiyer olma uğraşında, ne eczacı kalfasında, ne de kabin memuru faslında… Bütün ‘gag’lar ve olay örgüsü, son derece zorlama, son derece fuzuli. Daha sonra, Recep’in akrabası olan Hakan’ın reklam ajansında çalışmaya başlamasını ve mekânda tepeden inme ‘patronculuk’ oynamasını izliyoruz. Bu bölümde ise Şahan Gökbahar açılıyor ve özellikle ‘internet üzerinden kız ayarlama faslı’nda tek kişilik şova koyuluyor. Ardından da film, sayısı ortalamayı pek de tutturamayan esprilerde sona eriyor (Parti ortamında ‘Oynayıver çekirge’nin çalındığı bölümün de çok iyi olduğunu söylemeliyim).
Olay akışları kopuk kopuk
‘Penguen’den çizgilerine ve espri dünyasına aşina olduğumuz Serkan Altuniğne’nin de ilk filminde olduğu gibi katkıda bulunduğu senaryo, çok aceleye getirilmiş izlenimini veriyor. Olaylar kopuk kopuk, fazla çalakalem ve kendi içindeki mantığı bile zorlayacak cinsten. Sanki öylesine bir şeyler yazılmış ve “Nasıl olsa Şahan sahaya çıkar, döktürür” denmiş gibi.
Öte yandan ilk filmdeki sevimlilik de gitmiş. Kabalığa daha fazla prim tanınmış ve ‘Jackass’ın tarzını hatırlatan ‘iğrençlik’ dolu sahnelere, bilinçli olarak yüklenilmiş sanki. Mesela osuruğun yanına kusmalar da eklenmiş. İşin sosyolojik altyapısına gelince; halkın nefretini kazanan ne varsa, filmde Recep İvedik’in saldırısına uğruyor. Sosyetenin takıldığı yoga kursları, çay, oralet, ıhlamur gibi ‘bizim’ olan şeyleri satmayan modern ‘cafe’ler, sırf gösteriş icabı gidilen ve ‘suşi’si, ‘wasabi’si göklere çıkarılan Uzakdoğu lokantaları, golf, parti ortamları vs, ‘bir halk kahramanı’ olan Recep İvedik tarafından güzelce taarruza uğratılıyor. Üstelik geleneksel aile yapısı içinde, her şeye rağmen ‘büyükler’in sözü dinleniyor ve sırf bu yüzden iş güç sahibi olmaya çalışılıyor. Ayrıca yine bir başka saldırı alanı olarak da reklam sektörü öne çıkıyor. Üstelik bu kez film doğru dürüst bir kadın kahramana sahip değil (babaanneyi saymazsak) ve Recep, Sibel’le yaşadığı aşkı yok sayarak yoluna devam ediyor.
İşin oyunculuk kısmına göz atarsak, Şahan Gökbakar cephesinde sorun yok elbet. Yine filmi tek başına sürüklüyor ama bir farkla; bu kez kurtaramıyor. Babaanne karakteri ise bence her şeyiyle son derece kötü; oyunculuk anlamında da, öyküdeki zoraki yeri anlamında da. Hakan’da Efe Babacan durumu idare ediyor, bir tür ‘Sancho Panza’yı çağrıştıran Ali Kerem karakteri ise, ilk filmdeki ‘komi’nin yerini alıyor ve bu rolde Çağrı Büyüksayar, filmin Gökbakar’dan sonra en iyisi.
İvedilikle unutun
Sonuç? Hepimiz biliyoruz ki ‘Recep İvedik 2’, ister istemez Cem Yılmaz ve ‘AROG’la kıyaslanacak, magazin basını o tatsız tutsuz ve zekâdan uzak ‘sidik yarıştırmaları’na, bu filmler vasıtasıyla yine soyunacak. Ben ise ‘Recep İvedik 2’nin gerçek rakibinin, ilk ‘Recep İvedik’ olduğu kanısındayım. Ne yazık ki ikinci film, ilkinin gerisinde kalmış. İlkinde mesela ‘Murat, koy… da bir tur at’ gibi ilkokul düzeyindeki esprilere bile ‘özel bir tat’ katılıyordu. Burada ise Japon işadamlarına ‘Orama koma burama ko’ esprileri yapılırken, ‘Bu ne ya, bu işler bu kadar mı basit?’ türünden bir yargıya varıyorsunuz. Başbakanı orada burada ‘posta’ koyan, milli takım teknik direktörü yeri geldiğinde bir sinir küpüne dönüşen, en sevdiği diziler ‘Kurtlar Vadisi’yle ‘Adanalı’ olan bir topluma göz atıldığında, ‘Recep İvedik’ karakterinin aslında bütün sertlikleri bir yanıyla yumuşattığı düşüncesindeyim.
13
2009
Recep İvedik 2 Halkın kahramanı :)
Vizyona girdiği günden beri tartışma konusu olan, olumlu ya da olumsuz haberleri ile hemen hemen her gün medyada bir şekilde karşımıza çıkan, bu sebeple de popüler kültürün bir parçası haline gelen “Recep İvedik” serisinin ikinci filmi bu hafta vizyona giriyor. İlk film gibi izlenme rekoru kırıp kırmayacağı bugünden bilinemez ise de, 2009 yılında da gazete ve televizyonlarda Recep İvedik’li günler yaşayacağımız aşikâr. “Bir Halk Kahramanı” olarak sunulan karakter, hem bu sunuluş biçimi, hem açtığı tartışmalar sonucunda, bir sinema karakteri olmanın dışında bir sosyal vaka olarak da incelenmeyi hak ediyor, daha doğrusu incelemek gerekiyor.
Recep İvedik sürpriz yumurtadan çıkmadı
Türkiye, kuruluşundan bugüne batılılaşma (modernleşme) çabası içerisinde. Siyasi ve sosyal düzeni modern Batı uygarlıkları düzeyinde yeniden inşa etme çabası olarak ilerleyen bu süreçte, kültürel dönüşüm de modernleşmenin en önemli uğraşı ve aracı durumunda. Bu dönüşüm sürecinin kendisi uzun vadeli sosyal değişim projeleri şeklinde değil de, kısa vadeli, hızlandırılmış kurslar şeklinde gerçekleştiği için modernleşme süreci de sancılı bir şekilde, çeşitli krizleri beraberinde getirerek ilerlemiş hep. Sonuç olarak ise ortaya tam olarak kapitalistleşememiş bağımlı bir ülke ile ne tam anlamıyla Batılı, modern ne de tam olarak feodal, Doğulu bir kültür alanı oluşmuştur. Batılılaşma sürecinin ülkede oluşturduğu krizleri, gerçekleşen darbelerden de takip edebiliriz. Batı demokrasisi ve Doğu despotizmi arasındaki bu gel-git halinin, ucube bir toplumsal kültür yarattığını iddia etmek mümkün. Kapitalistleşmenin yarattığı yozlaşma da bu sürece eklendiğinde, modernliğin dayanılmaz cazibesi yerini kültürüne sahip çıkma girişimlerine bırakmıştır. Nihayetinde bu süreç “Türkiye hem Batı hem de Doğu’dur”, tespiti üzerinde nihayet bulmuştur. Ortadoğu’da yeniden şekillendirme operasyonları gerçekleştiren ABD’nin Türkiye’ye biçtiği Modern İslam Cumhuriyeti rolüne uygun düşen bu durum, mevcut kaotik kültürel yapının devamlılığının sağlanması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.
80′li ve 90′lı yıllar bahsedilen kaotik yapının oluşumunda büyük bir katkı sunmuştur. Yabancı dilde eğitim veren kolejlerin peş peşe açıldığı bu yıllarda, imam hatip liseleri ve kuran kursları da aynı oranda sayılarını artırmıştır. Kapitalist şirketlere Türkiye pazarı sunulurken, diğer yandan muhafazakar bir milliyetçi anlayış oluşturma çabası yoğunlaşmıştır. Bir taraftan modern kentli kültür, bunun parçası olmayanları “maganda”, “kıro” şeklinde kodlarken, çoğu siyasi anlayış da bu “maganda” ve “kıro”lar üzerinden siyaset yapmakta, modern kentsoylulara karşı “onlar”ın tarafını tutmaktadır. Televizyonda Televole kültürü almış başını giderken, bir yerlerde sessiz sedasız töre cinayetleri işlenmeye devam etmektedir. Aynı anda birbirine zıt, farklı kültürel kodların üretilmesi, daha sonra bu kodların iç içe geçerek yeni bir durum ortaya çıkarmasına sebep olmuştur.
Bir zamanların Leman gibi mizah dergilerinde, “maganda” şeklinde gösterilen karakterler üzerinden mizah üretilir ve mizah sayesinde de bilinçli ya da bilinçsiz bir “ötekileştirme” süreci yaşanırdı. Büyük bir göç dalgasıyla İstanbul’a ya da büyük kentlere gelen insanlar açısından düşünüldüğünde bu ötekileştirme süreci, ya onların mevcut kültürel kodlarına daha da sarılmalarına ya da bu kodlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıp özenti bir konumda kalmalarına yol açtı. Oysa yaşadığımız “post” zamanlarda çeşitli kırılmalar yaşanmaya, “yapıbozumu” kültürel kodlar üzerinden hayata geçmeye başladı. “Van tu teri forrooooo”lar ekranlarda boy gösterirken, Müslüm Gürses, Sezen Aksu şarkıları söyleyerek kentli orta sınıfın ipodlarına girmeyi başardı. “Beyaz Melek” filmi ve Mahsun Kırmızıgül de yine bu açıdan bir dönüşümün ürünüydü.
Mizah açısından ise artık çok fazla “maganda” tipine rastlanmazken, uzunca bir zamandır Recep İvedik’in habercisi sayılabilecek şeylere güler olmuştuk. Yılmaz Erdoğan hem stand-up gösterilerinde yaptığı esprilerde hem de çektiği filmlerde, modernlik ve doğu insanının bunun karşısında yaşadığı durumlar üzerinden mizah üretirken, Doğu ya da Batı kültürleriniden herhangi birini ötekileştirmedi. Avrupa Yakası’nın Volkan’ı (Ata Demirer) Cihangirli olmasına rağmen, Cihangirlilik durumunun dışında kalan ve bu dışında kalma halleriyle güldüren, Recep İvedik kadar kıllı olmasa bile bu potansiyeli taşıyan bir karakter olarak yaratıldı. Yani bir süredir Recep İvedik benzeri karakterlerin mizah sahnesini doldurduğunu iddia etmek mümkün.
Recep İvedik’i neden sev(m)iyoruz?
“Pandora’nın Kutusu” (2008) filminde deşifre edilen kentli bireyin yabancılaşma ve yalnızlaşma sürecini düşünürsek, Recep İvedik (ilk film açısından) düzen dışı bir karakterdir. Sistemin dayattığı herhangi bir sorumluluğu paylaşmaz, sosyallik halinin ortaya çıkardığı herhangi bir kurala uymaz, özgür değil ama başına buyruk bir karakterdir. Çalışmayan, kamyoncular derneğinin verdiği üyelik kartı dışında kimliği bile olmayan Recep İvedik, bu özelliğiyle sistem ile karşı karşıya geldiği anların ürettiği mizah ile izleyicisini güldürebilmektedir. Sevdiği kızın doğum lekesine “bok sıçramış gibi” diyecek kadar kaba ama içten, cüzdanını düşüren otel sahibini bu yüzden azarlayacak kadar agresif, ama kalkanlarını indirdiği anlarda da yavru kediyi sevdiği andaki gibi naif olan Recep İvedik’in gördüğü ilgide, şüphesiz, bu çelişkili karakter yapısının büyük katkısı var.
Recep İvedik alışageldiğimiz “maganda” profiline de tam anlamıyla uymaz. Kılık kıyafet ve kaba sabalık anlamında uygun olsa bile, kullandığı dil ve kelime hazinesi açısından bu profilin oldukça uzağındadır. Gerektiğinde herkesten iyi dans edebilmekte, yumruğuyla yapmadığı zamanlarda karşısındakini kelimeleriyle dövebilmektedir.
Recep İvedik aynı zamanda bu özellikleri yüzünden de oldukça eleştirilmektedir. Kıllı, kaba saba bir karakterin, bol argolu konuşmasıyla, sinemanın temel kabullerini gerçekleştirmenin bile uzağında olan bir filmle bu kadar fazla izlenmesi, hepimizin takip ettiği gibi, entelektüellerin ve kentli modern bireylerin tepkisini çekti.
Halihazırda son zamanlarda gerçekleşen siyasi ve toplumsal süreç neticesinde zaten modern kentsoylu kültürün saldırı altında olması, Recep İvedik’e karşı yüksek ölçekte bir tepkisellik üretti. Sinema yazarlarının dışındaki tepkilerin tamamı elitist bir bakış açısından, kentsoylu bir bakış açısından geldi. “Post” zamanların tehdit ettiği modernliğin tepkisinde, doğruluğu ya da yanlışlığı dışında belirleyici olan eleştirinin konusuydu. Recep İvedik’i ortaya çıkaran koşulların dışında değerlendirdiğimizde, filme ya da karaktere duyulan tepkilerin hiçbir anlamı yok. Üstelik bu tepkilere rağmen filmin rekor sayıda izleyici tarafından izlenmiş olması bu eleştiri kampını daha da sağlamlaştırmıştır.
Recep İvedik kimin kahramanı?
Şahan Gökbahar, “Recep İvedik 2″ filminin galasındaki açılış konuşmasında, galadaki izdihama atfen “İstanbul’da bu kadar anti-entelektüel olduğunu bilmek beni gururlandırdı”, “Bu filmi izlediğiniz için sosyal çevrenizden dışlanacaksınız” gibi sözler de içeren tepkisel bir konuşma yapıp Recep İvedik’i “halk kahramanı” ilan etti. İlk film açısından düşünüldüğünde yukarıda sayılan sevilme nedenleri ışığında “belki böyle bir kahramanlık atfedilebilir; fakat özellikle ikinci film açısından düşünüldüğünde bu kahramanlık noktasında büyük sıkıntılar var. Recep İvedik ilk filmde sistem dışı duran, kamyoncular, otel çalışanları gibi toplumun alt kesimlerinin yanında olan bir karakterken, ikinci filmde iş hayatına atılıyor ve dedesinden kalan reklam şirketinin ortağı oluyor. Aslında bu ortaklık öncesinde, kasiyerlik, hostluk, tezgahtarlık gibi işlerde şansını deniyor; fakat her seferinde patronlarla kavga edip işten ayrılıyor. Bu durumda patron düşmanı bir konumdayken, kendisi patron olduktan sonra yerli yersiz çalışanlarını azarlayıp hırpalıyor, hatta taciz ediyor. Kodamanlardan biri oluyor, çeşitli dergilere kapak oluyor, golf oynuyor. Sonuç olarak bu filmde Recep İvedik eleştirilen sistemin bir parçası oluyor, üstelik patron sıfatıyla. Bildiğiniz gibi, İvedik karakteri ilk filmden sonra Turkcell reklamları ile sistemle bütünleşmiş, karakterin popülerliği bir reklam kampanyasının malzemesi olarak kullanılmıştı. Eğer Recep İvedik için bir kahramanlık söz konusu ise, bu halkın lehine değil reklamcılar ve yapımcılar lehinedir. Gündemdeki “monşer” tartışmalarına paralel olarak yapılan “anti-entelektüel” göndermesi, filmi pazarlamak için mevcut olan bir kamplaşmadan yararlanma girişimidir.
“Recep İvedik 2″, ilk filme nazaran daha küfürsüz, daha az kaba saba, daha doğrusu daha çok gişe yapması planlanan bir film. Üstelik İvedik karakteri sadece toplumun belirli bir kesimi tarafından sevilmesin diye, ikinci filmde iş hayatının içine yerleştirilmiş. “DNA’sında çalışmak” olmayan “kodu bozuk” Recep İvedik’i çalışma hayatının bir parçası haline getirmek, reklam malzemesi haline getirmek, olası bir halk kahramanlığı ihtimalini de yok eder. Eğer çekilecekse -ki muhtemelen çekilir- serinin üçüncü ya da dördüncü filminde Recep İvedik evlendirilip, iyice toplumsal düzenin içerisine yerleştirilir. Nitekim, ikinci filmde ninenin Recep’ten istekleri arasında bu da vardı: “İş bulunacak, saygınlık kazanılacak, evlenilecek.”
“Recep İvedik” sinema mıdır?
Serinin ilk filmine yapılan eleştirilerin büyük çoğunluğu, filmin genel geçer anlatım tekniklerinin dışında olması, sinemasal bir anlatıdan ziyade, peş peşe gösterilen skeçler şeklinde ilerlediği yönündeydi. Bu eleştiri ilk filme nazaran daha düşük dozda bir hikaye anlatımı içeren “Recep İvedik 2″ için de mutlaka yapılacaktır. Sinema modern bir sanattır, modernleşme sonrası oluşmuştur. Modernizm sınıflandırma, kodlama ve tanımlama üzerinden şekillenir. Olumlu ya da olumsuz her unsur tanımlı olmak zorundadır. Normal ve anormal olan tanımlıdır. Hukuk bütün suçları tanımlamak, bütün cezaları tanımlamak zorundadır. Tıp bütün hastalıkları, tedavileri, ilaçları tanımlar. Sanat da aynı şekilde tanımlıdır ve bir disiplin halini almıştır. Sinemada da akımlar, kamera açıları, film türleri tanımlıdır. Deneysel çalışmalar, türler arası oynamalar, yenilik getiren filmler bile hemen tanımlanır, kodlanır, sınıflandırılır.
Postmodernizm ise bu kodlama ve sınıflandırma mantığının sonunu ifade eder. İdeolojiler , -izm’ler bitmiştir, büyük anlatılara, büyük disiplenlere gerek yoktur. Sosyoloji yoktur örneğin, toplumu incelemek yerine “sosyallikler analizi” yapmak gerektiğini savunur. Recep İvedik serisi postmodernizm’in sinema tezahürüdür. Hiçbir kalıba uymayan, hiçbir sinema kuralına göre çekilmeyen bir görüntüler bütünüdür. Üstelik kahramanının da sistem dışı, aykırı bir karakter olduğu düşünülürse filmin yapısı ile içeriği uygun düşmektedir. Bu uygunluğun ortaya çıkardığı şeyin sinema olup olmadığı dışında, bunun ortaya çıkmasını sağlayan “postmodern” söylemi deşifre etmek gerekir. Kapitalist sistem “post-” olanı pazarlamakta, “post-” olanı popüler kılmaktadır. Türkiye’de de popüler kültür bu alanlardan beslenmektedir. Ancak böyle bir söylem içerisinde, çalışanlarını döven, taciz eden bir karakter, halk kahramanı olarak ortaya çıkma cüretini gösterebilir. Ancak böyle bir söylem sayesinde Recep İvedik “çingiş pembe” reklamlarla piyasa ile iç içe geçebilir.
Türk sinema tarihinin en çok izlenen yapımı unvanını elinde bulunduran ”Recep İvedik” serisinin ikinci filmi yarın sinemalarda.
Yönetmenliğini Togan Gökbakar’ın üstlendiği filmde, Şahan Gökbakar, Gülsen Özbakan, Efe Babacan ve Çağrı Büyüksayar rol alıyor.
Senaryosunu Şahan Gökbakar, Serkan Altuniğne ve Togan Gökbakar’ın kaleme aldığı film, Recep İvedik’in (Şahan Gökbakar) tek akrabası olan babaannesinin yanına gelerek İstanbul’u birbirine katmasını konu alıyor.
12
2009
Recep İvedik’ten yüzde 50 indirimli sürpriz!
Film vizyona girdiği gün hayranlarını bakın ne bekliyor…
12.02.2009 09:23
Recep İvedik 2 filminin vizyona girmesi uzun zamandan beri bekleniyor. Pek çok sinema salonunda ise filmin biletleri bitmiş durumda. Recep İvedik’in hayranlarını sevindirecek bir diğer haber ise filmin orjinal müziklerinin de piyasaya çıkması.
Şahan Gökbakar’ın yarattığı halk kahramanı Recep İvedik’in başından geçen ilginç maceralarını süsleyen film müzikleri bir albümde toplandı. Piyasaya çıkmadan 20 bin sipariş alan albümde, filmde kullanılan müzikler yer alıyor.
Avrupa Müzik tarafından piyasaya sürülen ve Müzik Direktörlüğü ile yapımcılığını Oğuz Kaplangı’nın üstlendiği albümde “I Can’t Let Go” ve “My Last Love” gibi yabancı parçalar, “Cheezy Cha Cha”, “Theory”, “The Social Girl”, “Asian”, “Planet Zebulan-The Skeptics” adlı şarkılar da sadece müzikleriyle bulunuyor.
YÜZDE 50 İNDİRİM!
Filmin fragmanının yanı sıra, kamera arkasında çekilen görüntülerle burada geçen komik diyalogların yer aldığı Recep İvedik 2 Orijinal film müzikleri CD’si, filmin vizyona girdiği sinema salonlarında %50 indirimli olarak satışa sunulacak.
KİMLERLE ÇALIŞTILAR?
Bağlamada Çetin Akdeniz, Darbuka, Tef, Bendir ve Parmak Zili’nde Hamdi Akatay, Ud’da Hüseyin Bitmez, gitarda Selçuk Sami Cingi, Keman’da Özcan Şenyaylar gibi müzisyenlerin de albümde imzası bulunuyor. Ayrıca Çiğdem Alkang Kaplangı’da “Majestic Bear” adlı şarkının söz ve müziği ile ön plana çıkıyor.
Begüm Çelikkol/ Yasemin Ateş/ HABERTURK.COM
11
2009
Recep İvedik 2 ‘ nin Galasından resimler :)
Recep ivedik 2′nin gelası yapıldı geriye recep ivedik 2 ‘nin galasından kalanlar ise yoğun izdiham
kahkalar ve eğlence 2 gün sonra vizyona girecek olan recep ivedik 2 galasından akıllarda kalan kareler ![]()










11
2009
Recep İvedik 2 Galası Berlin’de yapılacak
İzleyici rekoru kıran filmlerin başında gelen “Recep İvedik” ten sonra çevrilen “Recep İvedik 2″ filminin galası 11 Şubat 2009 günü Almanya’nın Başkent’i Berlin’de yapılacak.
İlk gösterimde filmin oyuncuları ve yönetmeni de izleyicilerle buluşacaklar. Şahan Gökbakar’ın oynadığı ”Recep İvedik 2” filminin Türkiye’den önce Avrupa’da gösterime girecek olan filmin galası ile igili basın toplantısı düzenleyen ”Troja Film Produktion” adlı prodüksiyon şirketinin yöneticilerinden Seyran Pehlivan, “Filmin galasının Türkiye’den önce Berlin’de yapılacak.
Vatandaşlarımızın en yoğun ikamet ettikleri Neukölln İlçesi, Karli adlı sinemada toplam 9 salonda yer alan 2400 koltuğun tümü film için kiraladık. Galaya başrol oyuncusu Şahan Gökbakar ve yönetmen Toğan Gökbakar ve diğer oyunculardan oluşan 17 sanatçı katılacak” dedi.
Galada Gökbakar’ın hayranlarıyla yakından ilgileneceğini ve hayranlarıyla yaklaşık 1 saat vakit geçireceğini belirten Pehlivan, gala için giriş ücretlerinin Gökbakar’ın filmi izleyeceği salonun dışındaki diğer salonlarda 10 Euro, Gökbakar’ın filmi izleyeceği salonda ise 15 Euro olacağını ifade etti.

Televizyon şovlarının sevilen komedyeni Şahan Gökbakar’ın canlandırdığı ‘Recep İvedik’ filmi Türkiye’de 4 milyon 300 bin, Avrupa’da 435 bin izleyici ile rekor kırdı. Almanya ve Avrupa’da 150 sinemada aynı zamanda gösterime girecek olan ‘Recep Ivedik 2’ filminin konusu, İstanbulu birbirine katan bir ‘maganda’ rölünü oynuyor. Tek akrabası olan Babaanne, onun bu aylak hayatı bırakıp ‘adam’ olması için çaba harcıyor. Film Türkçe olup, Almanca altyazılı olacak.
11
2009
‘Recep İvedik 2′ Avrupa’da gösterime giriyor
”Recep İvedik 2” filminin Türkiye’den önce 12 Şubat’ta Avrupa’da gösterime gireceği bildirildi. Film Türkiye’den önce Avrupalı seyirciyle buluşacak.
Filmin gala organizasyonunu yapan ”Troja Film Produktion” adlı prodüksiyon şirketinin yöneticilerinden Seyran Pehlivan, Almanya’nın başkenti Berlin’de filmin galasının yapılacağı Karli sinemasında düzenlediği basın toplantısında, ”Recep İvedik 2” filminin Türkiye’den önce Almanya ve Avrupa’da gösterime gireceğini belirterek, ”Filmin Galası 11 Şubat’ta yapılacak. Almanya ve Avrupa’da 12 Şubat’ta gösterime girecek” dedi.
Türkiye’de 13 Şubat’ta gösterime girecek olan filmin Berlin’deki galasına, Türkiye’den Şahan Gökbakar’ın yanı sıra filmin yapımcısı Faruk Aksoy, yönetmeni Togan Gökbakar’la birlikte 17 kişinin katılacağını ifade eden Pehlivan, galaya herkesi beklediklerini söyledi.
Galada Gökbakar’ın hayranlarıyla yakından ilgileneceğini ve hayranlarıyla yaklaşık 1 saat vakit geçireceğini belirten Pehlivan, gala için, 2 bin 400 sandalyesi olan Karli sinemasını kiraladıklarını, giriş ücretlerinin Gökbakar’ın filmi izleyeceği salonun dışındaki diğer salonlarda 10 Avro, Gökbakar’ın filmi izleyeceği salonda ise 15 Avro olacağını ifade etti.
Pehlivan, filmin altyazılı olarak Avrupa çapında 150 kopyayla gösterileceğini kaydetti.
”Recep İvedik 1” filminin çok başarılı olduğunu belirten Pehlivan, bu filmin de Avrupa’da aynı ilgiyi göreceğine inandığını sözlerine ekledi.
Karli sinemasının yöneticisi Rober Schumann da Karli sinemasında çok sayıda Türk filmi gösterdiklerini, bu filmi de desteklediklerini, galanın bu sinemada yapılmasının da ayrıca memnuniyet verici olduğunu belirtti.








